KOÇ-TÜSİAD / PARA-İKTİDAR!..


*Cüneyt Çalılık'ın Koç hakkındaki çok ilginç bir yazısı:* Bu defa, TÜSÜAD'ın yıllardır konuşulan ve bilinmeyen bazı yönleri ile bu araştırma yazısının çok önemli ve anlamlı taraflarını paylaşmak istedim. Çok bilgi verici ve faydaları olacaktır...

Bunların yazılıyor olması okuyanlar ve bilmeyenler için büyük kazanım bence... Çok uzun olmasına rağmen okumaya da değer.

Koç'un yahudi sermayesi olduğunu İstanbul'da okurken öğrenmiştim (1986) Ama o zamanlar Sabri Ülker ile aynı evde aynı iftar sofrasında yemek yemiş biri olarak epey sonrasında onlarında Yahudi asıllı olduklarını öğrenmek beni gerçekten çok şaşırtmış ve "Ülker ürünlerini inancımın gereği özellikle tercih eden biri olarak" pes dedirtmişti bana...
Ve bu yüzden de artık hiçbir şey şaşırtmıyor beni... 
Aksine Osmanlı'nın son zamanları ve Cumhuriyeti'nin ilk yılları da dahil olmak üzere yakın tarihimizin gerçekleri tüm açıklığıyla ortaya dökülmeli diyorum.
Vesayetten, belli bir zihniyetten, eziklikten, Atatürk'ün arkasına sığınmaktan, sömürülmekten, bizden olmayan birilerinin bizleri yönetmesinden kurtulmanın yolu bu çünkü....Türkiye artık kendi gücünü görmeli...

*

Türkiye'yi kimler yönetiyor?
TC kurulduktan bir süre sonra tamamen dışa bağımlı bir zenginler kadrosu oluşturdular. Türkiye'nin en zenginleri oldular. Biz onlara paraların sahipleridir diyorduk, kağıt üstünde öyle gözüküyordu ama halbuki gerçekler çok başkaydı. Onlar paraların sahipleri değil, sadece paranın bekçiliğini ve gardiyanlığını yapan isimlerdi. Paranın yani sermayenin asıl sahipleri ise Küresel bankerlerdi.
Bu bankerler Türkiye'deki güdümlü zenginlerini birlik haline getirdiler.

Nasıl mı?
Tarih 2 Nisan 1971'i gösterdiğinde Türkiye'de her alanda çok etkili olacak bir kurum kurulur. Kurumun adı TÜSİAD. Kurumun kurucusu kimdir biliyor musunuz? Türkiye'nin en zengin isimlerinden olan Vehbi KOÇ (1901, Ank. - 25.02.1996, Antalya). Bu kurum Türkiye'deki 500 zengin iş adamını içine alan devasa bir kurum olacaktı. Dahasını söyleyeyim, Türkiye'deki gerçek iktidar bu kurumdu. Yani Türkiye'deki gerçek iktidar seçimle iktidara gelen partiler değil, tam 500 zengin iş adamını aynı çatı altında toplayan ve dışa bağlı olan TÜSİAD kurumudur gerçek iktidar.
Evet, Türkiye'nin en zengin beş ailesi bu kurumun başında durur. Diğerleri onların sadece yardımcılarıdır.

Bir gün Turgut Özal oğlu Ahmed'e şöyle demişti, İstanbul dükkalığı yıkılmadan Türkiye asla kendine gelemez ve bağımsız bir devlet olamaz. Oğlu ise babasına, baba, bu dükakalık dediğin de nedir. Kimlerdir, kimlerden oluşur? diye sordu. Özal oğluna şöyle cevap verdi.
Türkiye'yi Boğazdan yöneten beş aile. Yani Türkiye'yi yöneten beş aileyi kastetmişti Turgut Özal. Paranıf n asıl sahipleri olan imparatorlukları.

Asker darbe yapmadan önce bu imparatorluklardan emir alır. Bu kuruma danışır ve bu kurumun söylediklerini yapar. Hatta birçok emekli asker ve general de bu kuruma zaten üye oluyordu. Ülkede çıkacak yasaları bile bu kurum belirliyordu. Zira asker yasadan, hukuktan ve ekonomiden anlamaz ki. Hükümetlerin, iktidarların yıkılıp yıkılmamasına dahi bu kurum karar veriyordu. Hatta en büyük medya patronları da bu kuruma bağlıydı. TÜSİAD'tan gelen bir emir ile istedikleri insanı ve kurumu medya aracılığı ile yerin dibine gömüyor, algı operasyonlarıyla tamamen gözden düşürüyorlardı. İstedikleri adamları ise göklere çıkartıyor, halkın gözünde bir kahraman ilan ediyorlardı. Bu ülkede gerçek yargı TÜSİAD'a bağlı medyaydı. Herkesi istediğinde yargılayıp korku salıyordu. Yani bir nevi Silahsız Kuvvetler Komutanlığı idi.

Şimdi lütfen pür dikkat! 
Mesela Erbakan hocanın indirilme kararı TÜSİAD'ın Atina'da 200 Türk iş adamı ve medya patronu ile yaptığı uzun toplantı sonunda karar verilmiştir. Çıkan karar Silahsız Kuvvetler Psikolojik Harp Teknikleri ile Erbakan'ı indirecekti. Silahsız Kuvvetler diyorum. Peki kimleri kastediyorum?

1. Medya
2. Yargı
3. Güdümlü STK'lar
4. Üniversiteler
5. Güdümlü sanatçılar ve son olarak
6. Paralı maşalar

Bu toplantıdan sonra bir organize saldırı başlar. Amaç Erbakan'ı kitlelerin gözünden düşürmek, darbeye hazır hale getirmek, arkasında destekçi kalmamasını sağlamaktı. Hatta bu Silahsız Kuvvetler sol fraksiyonları etkili kullanırlar. Bu hükümeti indirme operasyonunun sloganı ise hepimizin bildiği ''Laiklik elden gidiyor'' idi.

Laiklik elden gidiyor diye birçok hükümeti devirme kararı aldılar. Halbuki laikliğin elden gittiği diye bir şey  yoktu, laiklik durduğu yerde duruyordu. Giden şey para babalarının kârları ve faizleriydi. 28 Şubat 1997 Postmodern darbesi, ülkenin gerçek iktidarı olan TÜSİAD'ın darbesiydi. TÜSİAD Vehbi Koç'un kurumudur, yani Koçların.

Şimdi dikkat. Ve o sırrı tekrar verelim!..
Bu ülkedeki beş zengin ailenin parası aslında kendilerinin değil, tamamen ABD ve Yahudi sermayesine aittir. Bu beş aile o paranın sadece gardiyanlığını yapıyordu. Kağıt üzerinde bu para beş ailenin gibi gözükür ama onlar paranın sadece koruyuculuğunu, gardiyanlığını yaparlar. Her ülkede böyle aileler kurdurmuşlardır.

Şimdi gelelim Fenerbahçe ve takımlara. Ali Koç(1967) Fenerbahçe'nin başkanı oldu diye topa tutuyorlar. Evet, Fenerbahçe'ye başkan olacak iken oruç ayı Ramazan'da konuşma yaparken defalarca su içip ardından ''Yargıdan aleyhimize karar çıkarsa isyan ederiz'' deyip devleti tehdit ediyordu. Fenerbahçe taraftarını tahrik edip olası bir isyana hazırlama süreciydi. Türkiye'de en büyük sivil toplum kuruluşu futbol takımlarıdır. Yanlış ellere geçtiğinde kaos, iç savaş ve darbede kullanılabilir.

Ali Koç'un babası Rahmi Koç(1930) Beşiktaş divan kurulu üyesi ve sponsorluk olarak tam beş anlaşması vardı.

Vehbi Koç'un damadı ise İnan Kıraç (1937). O da Galatasaray'lı ve yıllarca KOÇ holdingin CEO'luğunu yapmıştı. Bu üç takım Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş TÜSİAD'a bağlıdır.

TÜSİAD bunlara hem finans, hem reklam, hem de illegal destekte bulunur.

Türkiye'de en büyük Sivil Toplum Kuruluşu Futbol kulüpleri olduğu için TÜSİAD en büyüklerini elinde tutuyor. Ve yeri geldiğinde Silahsız Kuvvetler olarak hükümetleri devirmede, algısal süreçlerde ve ekonomik operasyonlarda kullanıyorlar. Bu üç büyükler aynı zamanda zengin ailelerin eğlence kaynağı. Taraftar ise bu zengin ailelerin eğlenmesine daha fazla katkı sağlayan ''köle hizmetçiler'' konumunda. Onlar futbol ile her türlü kazancı taraftar üzerinden elde ediyorlar. Taraftar bunun farkında bile değil. Koç ailesi Fenerbahçe'yi kontrol ediyor diye topa tutmayı bırakın. Büyük resmi görün. Sadece Fenerbahçe değil, diğerleri de onların. Yani Firavun imparatorluğu olan TÜSİAD'ın.

Peki TÜSİAD'ı kim kurdurdu? 
Çok uzun bir konu, beyninizde sancı yapar. Ama şunu bilmeniz yine de yeterli olur.

CHP'yi tüm organlarıyla ayakta tutan TÜSİAD'tır. CHP bu ülkede TÜSİAD'ın asıl emniyet görevlisidir. Yani laik, batıcı ve seküler güçler TÜSİAD'ın bu ülkede asıl koruma gücüdür. CHP ile FETÖ'yü birbiriyle kaynaştıran ve irtibat halinde olmalarını sağlayan güç TÜSİAD'tır.

Ve bir planı var...

TÜSİAD; Futbolun, Müzik Dünyasının, Güdümlü Demokrasinin, Darbelerin, Güdümlü Sanatın, Bankaların, Kaosun, Güdümlü Medyanın arkasındadırlar.

TÜSİAD Erdoğan'ın üstünü çoktan çizdi. Bunun en büyük sebebi Alternatif İş Adamları Kuruluşu olan Müstakil Sanayıici ve  İş Adamları Derneği'ni büyütmesidir.

2013'ten sonra ABD ve Batı ile sürtüşmesi. Hulusi Akar Erdoğan'ın indirilmesini engelledi. Süleyman Soylu TÜSİAD'a bağlı sivil unsurları kilitledi. Hakan Fidan ise TÜSİAD faaliyetlerini ve kaos organlarını deşifre ettiği için istenmeyen adam ilan edildi. Hulusi Akar ve Hakan Fidan gider gitmez Erdoğan da indirilecek sözde. Hulusi Akar, Süleyman Soylu ve Hakan Fidan ne alaka diyeceksiniz. 
Haber kanalları siyasi magazin çöplüğüdür. Meseleyi hala anlamadınız.

Ve asıl sır:

Galip gelip yenilmesi gereken partiler değil, sistem ve onların sahipleri. Yani Firavun imparatorluğu. Parti ve takım kavgalarından sistemi ve sahiplerini göremiyoruz.

Son bir not daha:

Ne Erdoğan ne de önceki başbakan ve cumhurbaşkanları, TÜSİAD ile tam olarak mücadele etmemiş ya da edememiştir.

Çünkü bu iş imkansız derecede çok zordur. Herkes gücü kadar etkilidir.

NOT:  TÜSİAD'ın şu anki başkanının ismi Simone Kaslowski. 1963 yılında İtalya'nın Torino şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Aldo Kaslowski (1937, İst.), annesi Guia Kaslowski’dir.
20 Şubat 2019 tarihinde TÜSİAD başkanı seçildi. Soyadından anlaşıldığı kadarı ile Aşkenaz (Orta Avrupa Musevisi).
Simone Kaslowski, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Türkçe biliyor. 
Simone Kaslowski, evlidir ve 2002, 1994 ve 1991 doğumlu 3 çocuğu var.
İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlayan Simone Kaslowski ABD’de Clark Worcester Üniversitesi’nden 1984 yılında mezun olduktan sonra, 1985 yılında aile şirketi olan Organik Kimya İstanbul’da satış bölümünde göreve başladı. Görevi Erol Bilecik'ten devraldı. 

Kim bu adamlar? Kim bu yüzler? İsminde de görüldüğü gibi Türk değil. 2013'ten bu yana TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi...

Geçen haftalarda hükümeti Akdeniz, Suriye ve Irak konusunda ABD'ye uyması konusunda uyardı. Sıcak parayı yurt dışına kaçırmakla tehdit ettiler. Başkanlık sistemini her seferinde yerden yere vuruyorlar. Ve ilginç olanı Berat Albayrak'ı hedef alarak üstü kapalı istifaya davet etti. Sorun derinlerde. Dava partiler üstüdür. Yani olay AK parti MHP veya Saadet vs meselesi değil kendi geleceğimiz çocuklarımız torunlarımız ANADOLU coğrafyasında kalıp kalmamadır, hadi canım daha neler diyenlere İspanya'dan sürülen endülüs müslümanlarını hatırlatırım...

Hoşça kalınız...