BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI, ŞEHİR VE MEDENİYET ALGISI…
Ahmet AYDIN

Ahmet AYDIN

BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI, ŞEHİR VE MEDENİYET ALGISI…

30 Ocak 2019 - 02:13

Şehir: 1) "Nüfusun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site denir."

Medeniyet: Arapça’da, şehir anlamına gelen, Müdün köküne dayanan, Medine, isminde, Osmanlı Türkçesinde tüketilen (Medeniyet) kelimesinin, kök itibariyle "Yönetmek" ( Es- siyase) ve Mâlik olmak anlamları da bulunan deyn (Din ) mastarıyla ilişkili olduğu da ileri sürülmüştür. Medeni (Medeniyye) "Medinî ise şehre mensup olan, şehirli manasına

gelmektedir. Bkz .Lisanül Arap. "Mdn, dyn" maddeleri.

Medine’de inmiş surelerde, Medeni, adını alır. Daha sonra Medine, kelimesinden temeddün, mastarı, türetilerek "Şehirli " veya Medenî hayat yaşamak, anlamında kullanılmıştır. Medeni ve medeniyyenin, terim olarak kullanılması, büyük ölçüde tercüme dönemi faaliyetlerine rastlar. Bu çalışmalar esnasında Grekçe’de, şehir ve şehir devleti manasındaki, "polis" kelimesi, Medine, devlet ve yönetim, anlamına gelen aynı zamanda, eflatun diyaloglarının, birinin adı Politia kelimesi, Essiyasetul Medeniyye tabiriyle ifade edilmiştir. Bu bağlamda, medeni terimi, hem sosyal hem siyasal olma niteliği ifade etmektedir. Nitekim, İslam düşünce literatüründe, sık sık tekrarlanan, insanın tabiatı itibariyle medenî olduğu, (Medeniyyun bi- tab) Aristo’ya ait siyasal canlıyı (Zoon Politikon) karşılamaktadır.

Batı dillerindeki ifade karşılığı Civilisationdur, dendikten sonra Pr Dr Mazhar Bağlı ve Lütfi Bergen'den alıntıyla konuya devam edelim: Büyük Üstad, düşünce adamı, Şair Sezai Karakoç, mimari ve Kozmoloji arasındaki  aşkın bağlantıya işaret ederek, Şehir, Medine, Site veya Kent, hangi kelimeyle ifade edersek edelim, bir medeniyyetin canlı ve toplu sergisi demek olan bu eserler her şeyden önce ruhun ifadesidirler. Her bir medeniyet, kurmuş olduğu şehirlerde ve bunların mimarilerinde kendilerini gösterir, der. Bu dünyayı değiştirmemizin ,ulvî veya metafizik derinliği yoksa, oluşturduğumuz mimaride sığ kalmaktadır. Bu tarz yapılar dönemsel ihtiyacı karşıladıktan sonra Yerimizi (Dünyamızı) daraltmaya başlamaktadır. "Mahallesiz Şehirler "şeklinde bir kavramdan bahsedilir. Bu eğer bir kavram ise yanlış tanzim edilmiş görünüyor. Çünkü şehir dediğin mahallelerden mürekkeptir. Kentten bahsediyorsak onun zaten mahallesi bulunmayacaktır. Demek ki, kentte yaşadığı halde onda şehir algısı arayanlar bulunmakta, Cemaatsiz şehir olur mu hiç?

Yaşadığımız mekan düpe düz sivil toplumcu kenttir. Sivil toplumcu ve bireyci, 11.Yüzyılda Avrupa’da şöyle bir ifade kullanılırmış, "Allah köyleri yarattı, insanda kentleri inşa etti." Köye dair vurgunun sebebi, köylerin cemaat örgütlenmeleri olmasıdır. Cemaat yani, aile/hane. Şehirler mahallelerden kurulur, bu doğru ama mahallelerde cemaatlerle inşa edilir... der Lütfü Bergen, Üstadımız.

En küçük cemaatin vergi birimi aileye/haneye tekabül eder. Osmanlı’da uygulanmış hane/ev sistemi modernleşme ile terk edilince, şehirleri kaybettik. Konuyu daha fazla detaylandırıp anlam zenginliğinde sizleri boğmadan, ki bu anlam ve ifadeler, her biri ayrı

tez konusudur, ciltler dolusu kitaplar alır, ancak bu satırlar taşımaz, devamla.

 

Soru: Belediye Başkanları ve Kent Plancıları, Şehr-i, Endüstriyel Şehir, AVM, yapay parklar, çok yüksek katlı binalar, insanı korkutan bir o kadar da, heyecan veren, kültürle mi donatmalı, YOKSA insanların bire bir kendini VAR ettiği mahalle bakkalı, mahallenin kasabı, mahallenin kahvehanesi ve köy meclislerinin olduğu, şehirler mi icat etmeli?

El Cevap: Karma ekonomik Model gibi, Karma Şehir Modeli inşa edilmelidir. Örnek; Ataşehir ve Levent gibi bölgelere yüksek kat imar izni verirken, Florya, Zetinburnu, Fatih, Eminönü, Eyüp, Üsküdar, gibi semtlere, Maneviyat, tarih ve medeniyetin sembolü tarih-i adaya, düşük katlı daha az yoğun, üç, dört, beş veya en azamî altı katı geçmeyen, Eski Bahçeli Evler gibi, bahçe ve toprak kültürünü de içine alan, sosyal doku ve Kent modelini yeniden inşa edebilirsiniz. Bu insanı daha mutlu ve müreffeh kılarken ve kendi medeniyet tarzımıza da mündemiçtir.

Ülkenin Makro Şehir yerleşim Bölge Planını, topyekûn oluşturarak, Tarım, Sanayi, Turizm, büyük parklar, kent ormanları yaparak, köyden kente geçişi iç göçü durduracak planlama yapılıp, şehirleri çok yoğun, kasvet veren havasını giderip ve burjuva birey

yaratmadan, gettolaşmayı, kompartımanlar arası geçişi engellemeden, eski mahalle tarz-ı kültürü yeniden inşa edebiliriz.

Yaşları Elli ve Altmış üzerinde olanlara bir soru tevcih edecek olursak şayet, hemen

hatırlayıverirler, Mahallenin Abisi, Ali amcası, Ayşe teyzesini, köyde ihtiyar heyet-i’ni ve ağasını tanımayan yoktur. Köy heyet-i ve Mahalle kültünün olduğu yerde her hangi bir sorun var ise, ister sosyal, ister ekonomik, ister aile kavgası olsun, ivedilikle büyüklerin yönlendirmesiyle pratikte hemen çözülürdü... Ama heyhat! Bugün şehirler insanı,

öz kültürümüzü, hayatımızı YOK edip, bizi bizden alıp götürüp apartman hayatına ve yalnızlığa itiyor. Koca şehirde İNSAN yapayalnız yaşıyor. Komşuluk hak getire. Mahalle kültü olan, büyük buluşma alanlarını tekrardan var etmeliyiz. Büyük dede, nine, amca ve

teyzeyi oraya getirip, çocuk ve torunlarla yeniden buluşturmalıyız. Çocuklarımız ağacı, böceği, doğa hayatını tanımalı, yaşarken yok olmamalı.

İnsanlar neden kavga eder oldu, kültür istilası, modernleşme, gettolaşma, argo kültürün Enternet (Sosyal Ağlar) Facebook, Instagram, v.b. dolaşımıyla birlikte, aile hayatını ve bireyleri birbirinden koparttı ve İnsan ayağı toprağa değmeyince, enerjisini atamaz,

ister hemcinsi, ister karşı cinsle iletişim kuramaz oldu, pozitif düşünce yerine negatif tutum ve enerji iletir oldu. Bu sebeple toprağa, aslımıza tekrar dönmeli, kendi mefkûremizi ve yerel genetik kod ve kültürümüzü yeniden var etmeliyiz...

Yani köylerden kente göçü durduracak, bölgesel planlamayı, yerel yaşama müstağni kılarak, Örnek vaka çalışması; Kars ilindeki bir abimiz hayvancılıkla uğraşsın, Hatay’daki bir kardeşimiz dokuma yapsın, Gaziantep sanayi şehr-i olsun, Denizli iplik dokuma yapsın, Antalya, İzmir, Muğla turizmin, Diyarbakır, Urfa, Van, kültür turizminin, Trabzon ve havalisi genetik kodları ve el becerileri münasebetiyle silâh üretim merkez-i olsun derim vs. vs...

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlere yerleşmeyi insanlar hayallerinden söküp atıp, bölgesel ve yöresel plânlama ve kalkınmayı organize ederek, üç büyük kent gibi olmasa da, yurttaşımızı yerinde ağırlayarak, kentin doğası ve doğal florayı bozmadan,

kalkınma ve gelişmeyi böylece ülke geneline yayarak hem yaşam kalitemizi ve hem de stratejik derinliğimizi artırmış oluruz.

İşte bu manada yeni, şehir, kent yönetim anlayışı, kent yönetimi ve politika yapıcılara, makrokent planlama üretim işi, görev ve sorumluluğu yüklemekte, aidiyet duygusunu, şehir yönetim anlayışında içselleştiren, kaynakları hiç bir yurttaş ve vatandaş arasında ayrım yapmadan eşit ve hakkaniyet ölçüsünde dağıtarak, Belediye Başkanları, Meclis Üyeleri, kent bürokrasisi, Şehir Planlamacıları ve dâhi özellikle Parlemento bu işin merkezidir... Ayrıca bu yüksek meziyet ve düşünce bilinci, bireysel ve toplumsal sorumluluğumuzdadır, hepimizin omzumuzda yüktür çocuklarımızın ve gelecek kuşakların emanetidir...

Bu kadarla iktifa ediyorum, satırlar az, kelimeler güçlü ve tesirli olsun.

Bugün dünden, yarın bugünden daha iyi olması dileğiyle.

Esen kalınız...

 

Bu yazı 519 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum