Demokrasinin Gelişiminin Önünde İki Ana Temel Faktör...
Ahmet AYDIN

Ahmet AYDIN

Demokrasinin Gelişiminin Önünde İki Ana Temel Faktör...

26 Ocak 2021 - 01:30

1) Yüksek siyasi bilinç düzeyi (Siyasi partiler yasası, seçim yasası)
2) Siyasetin finansmanı meselesi;

Siyasi partiler 18. YY.'den itibaren demokratik yaşamın enstürmanları toplumsal yaşamda yer edindiler. Whigler 1766' da Amerika'da, Tory Partisi (1832) Birleşik Krallık'ta siyayasal yaşamın yeni enstürmanı olarak toplumsal örüntüsü oldular. Siyaset bilimi siyasetin genel tanımı konusunda -en azından günümüz için- ortak bir tanımlamada nettir. Siyaset: Toplumu yönetme ve yönlendirme aracıdır. Bu tanıma güzellemeler siyaset bilimciler de yok değildir. Mesela kimi siyaset bilimiciler siyaseti " Toplumu belli hedefler doğrultusunda yönetme ve yönlendirme" derler.

Dikkat ederseniz siyasetin genel tanımını yaparken bir kavramı kullanmak gibi bir zorunluluk hissetmiyorum. Demokrasiden söz ediyorum. İkinci tanımı şu şekilde izahile edebilir miyiz:

Siyaset toplumu belli hedefler doğrulutsunda yönetme ve yönlendirme demokratik yöntemler bütünlüğüdür. Kulağa hoş gelmekle birlikte kendinden menkul bir tanımdan öteye birşey değildir.

Bu yazı konusu kapsamında neden söz ettiğim net ve anlaşılır şekilde açıklamaya çalışacağım. Ama önce altın vuruş babında gördüğüm cümleyi en başta yazmak istiyorum. Toplumsal yönetim mekanizması "Demokrasi" silikleşen bir kavrama dönüşüyor. Toplumun adil ve özgürlükçü değerler bütünlüğü içinde yönetişimi için demokrasiyi aşan bir kavramsallaşmaya ihtiyacımız vardır. Ancak burada faslı uzun uzadıya açamayacağım. Açık ki bu başlı başına bir makalenin konusu hatta belkide bir kitabın konusudur. Ömür vefa ederse bu konuyu enine boyuna tartışmak ve tartıştırmak isterim.

Toplumsal yönetişimde siyasi partiler neredeyse sevk ve idari araçlarıdır. Siyasi parti kavramlaşması içinde kendisini çoğaltan daha başka kavramsallaşmalarla yürüyen ve bir birini besleyen mekanizma vardır. Demokrasi kavramı da bunlardan biridir. Eski Yunan'cadan aldığımız bu kavram 18. YY'nin ikinci yarısından itibaren ete kemiğe büründü ve türev kavramlaşma oluşturdu. Dünya'da sınırlı sayıda ki oligarşik veya otokratik yönetimleri dışında tutarak ifade edersek, yer küreye hakim olan yönetişim kavramsallaşmasına ruh veren en büyük demokrasidir. Hatta günümüzde Demokrasi kavramınının önüne kimi ayırt edici nitelemelere de baş vurulmaktadır: Katılımcı Demokrasi, İleri Demokrasi, Çoğulcu Demokrasi, Liberal Demokrasi, Kapitalist Demokrasi, Sosyal Demokrasi v.s ... Adil Zozani, Gazete Duvar'dan alıntıdır.

İmdiiii, bu kısa giriş ve özetten sonra gel gelelim ana mevzuya en basit misal, G.O.Paşa ilçesinde oturmayan bir şahış Kadıköy veya Büyükçekmece'de oturup bu semtten aday olabiliyor.

Bir başka misal İl Merkezine verilen kontenjan sayısı belirleme işi ilçeye göre çok yüksek olduğundan, bulunduğu ilçeyi tanınmayan insanlar aday gösterilebiliyor, bu da mahalle'de -hatta semtte tanınmayan bir kişiyi o semtin sorunları ile baş başa bırakıyorsunuz- handikap bu. Üçüncü örnek ise, miletvekili seçim ve seçilme parti yasası ile ilgilidir. Size bir soru soracak olursam şayet; Oturduğunuz bölgede misal, 2.ci bölge olsun B. Paşa, G.O. Paşa, Fatih, Bölgenizde oy verdiğiniz kaç Millet vekili VAR, sayın desem, bölgenizde kaç milletvekili acaba biliyorsunuz? İnanın bir veya iki, bu işi bilenler hariç isim sayamazsınız! Neden... Çünkü milletvekili seçilme usül ve esasları Genel Merkez'den atama usülü ile gerçekleşiyor, biliyor musunuz? Diyeceksiniz ki, ön seçim var her bölgede, her daim uygulanmıyor. Temayüller bile bazen Genel Merkez ve Parti Genel Başkanının insiyatifi ile ters yüz ediliyor. Bana göre Parti Genel Başkanı takım arkadaşlarını ve ikinci ana kadroyu belirlemeli. Yani Yüzde 10, 15'i geçmemeli yani çekirdek kadro ve diğer milletvekillerini doğru seçilmiş delegeler ve halkın tercihli oy sistemi sunularak alternatif sağlanmalıdır ki, demokratik bir seçim olsun, demokrasinin cazibesi ortaya konsun.
Bununla birlikte, Medya'da muhalafete sunulan program miktarı ve sayısı ve bir birbirilerine hakaret etmeden, dinleme ve anlama becerileri, siyasesi iletişim kanallarının açık olması, fikir ve ifade hürriyetinin kanunlara muhalif olmadan olabilidiğince özgür olması demokratik seçim koşullarının olmazsa olmazlarıdır.

Birilerinin adamı yerine, ehliyet, liyakat, Vatan ve Millet ve Devlet sadakati daha önemlidir. Burada şunu da yadsımadan geçemeyiz. Her on yılda bir darbeler, muhtıra ve cunta girişimleri tarihine tanıklık etse de ülkemiz belirli periyotlarda seçim yapılması demokrasi serüvenimizin sürekliliğini arz eden bir durum olup ancak yeterli değildir, yukarıda ki sebepler vesilesiyle.

Gel gelelim diğer mevzumuz olan siyasetin finansmanına; Bir defa ülkemizde sanırım 95 küsur parti var, yani partiler mezarlığı, ne işe yarar bu kadar parti! Diyebilirsiniz ki, çeşitli görüşler, fraksiyonlar, klikler, ifade etme imkanı buluyor, hayır kardeşim madem başkanlık sistemine geçildi Amerika'daki gibi cumhuriyetçiler ve domokratlar, bizde de muhafazakar demokrat, sağcı kesim, diğer grupta, sol, sosyal demokratik kesim olsun. Büyük, orta, küçük hatta minik %1 hatta %0.05 alan parti bu iki kümede yer alsın ve hangi mevzu veya meseleyi Ülke ve Milleti için mühim görüyorsa onu savunsun.

Ayrıca milletvekili olacağım diye vekil adayları büyük paralar harcamasın. Sonra onu nasıl çıkartırım diye bir uğraşa girmesin. Ayrıca parti finansmanı bağış ve üye ile aidatı ile sağlanmalı, trilyonlarca lira partilere Devlet Hazinesinden aktarılmamalıdır. 2019 itibari ile partilere aktarılan yekun dörtyüz milyon toplamda Türk lirasıdır.
Partilerin İl ve İlçe teşkilatlarında küçülmeye gidilmeli daha büyük kaynak; eğitim, sağlık adalet ve emniyete harcanarak kamu kaynaklarının fütursuzca, hesapsızca harcanmasının önüne geçilereķ kamu yararı gözetilmelidir...

Dememiz o ki, demokratik sistem ve süreçler bir bütünün parçalarından oluşan, değerler sistemini içinde önemli biri yek diğerini tamamlayan aygıtlardır. Birini yapıp diğerini YOK farz ettiğinizde topal ördek durumuna düşer, demokratik gelişim, siyasal düzey ve seviye makyajlanmış demokrasi ile avara kasnak gibi yerinde sayar ve milim yol alınamaz...

Demokrasi düzen ve sistemi yukarıdan aşağıya (Dikey) Terzi modeli gibi değil, toplumsal mühendislikten bahsediyorum. Aşağıdan yukarıya (Yatay) halk bilinçlenmesi ile oluşur.
Bunun içinde önemli olan, özgün, özgür kuralları çerçevesinde hür irade ve hür teşebbüse önem verilmeli demokratik çıta ve standardımız seviyesini hep birlikte ileriye taşımalıyız ki, refah seviyemiz, satın alma gücümüz kişi başı milli gelirimiz artsın. Enflasyon hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, açlık, yoksulluk gibi kavramlar lügatımız olmaktan çıksın.

Ez cümle düşünceye saygı, karşıt fikirlere tahammül, ortak payda da buluşma, ister Atatürkçü Milliyetçi, ister Muhafazakar Dindar Milliyetçi veyahut Liberal olsun birlikte yol almanın biçim ve rolünü asgari müşterekte buluştuturursak seksen milyonluk ülke ki, yüz seksen milyonu dahi besler, yeter ki demokratik olgunluğa ulaşalalım demokrasi hak, hukuk, insan hakları ve de özgürlükleri bağlamından koparmadan birlikte yaşamanın nirengi noktasını kotaralım... Haydi Türkiyem İleri!..

İster adına, Başkanlık Sistemi deyin, denge ve denetim olmadan, ister Güçlendirilmiş Paralementer sistemi deyin, Başkancı partiler ve parti sultası, parti içi demokrasi, taban demokrasisi, olmadan demokratik manifesto düzeyine çıkamazsınız. Demokratik kurum ve kuralları işletmeden zihniyet devrim ve değişimini yapamayız. Zihniyet değişimi gerçekleşmesi için aşılması gereken tabu budur.

Büyük, değerli Üstad ve Filozof Aeschylusun çelişkiyi içinde barındıran ve anlamlı ve önemli bir sözüyle köşe yazımızı noktalamak istiyorum. "İnsanlar acı çekerek öğrenirler". Veciz öğretisini betimleyerek ve gülümseyerek..... Sağlıcakla efendim.

Hoşça kalınız...

Bu yazı 1917 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum