BATI HAYRANLIĞIMIZ SON BULMALIDIR!..
İbrahim Erdem KARABULUT

İbrahim Erdem KARABULUT

BATI HAYRANLIĞIMIZ SON BULMALIDIR!..

15 Nisan 2021 - 03:38

MEMNUNİYETSİZLİĞİMİZ MUTSUZLUĞUMUZDUR…
 
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK İçinde yaşadığımız ülkemizin kurucu cumhurbaşkanı olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş ve bu devletin ilelebet kalması,ebedi yaşaması ve yaşatılması için gençlere emanet etmiştir.
 
Tıpkı daha önce kurulup yıkılan her defasında kendi küllerinden doğan devletler gibi.
Geçmiş tarihe gitmeden mevcut yakın tarihimize baktığımızda geçmişi tarihimizide anlamış olacağız.
 
Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK için dahi kurulduğu o zorlu dönemlerde dahi çatlak sesler hiç eksik olmamıştır.
 
Sürekli bazı yanlışlıkların yapıldığı ifade edilmiştir.
 
Hala günümüze kadar gelen söylemler arasında Dilimizi birgünde değiştirmesi doğru değildi.
 
Laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı olması ilkesi için Laik vatandaşım değilim tartışmaları.
 
İstiklal mahkemelerinin yanlı ve yanlış kararları hala tartışılarak kendi eforumuzu tüketip sürekli Batı hayranlığı ile kendimizi kültürümüzü,töremizi, örf ve adetlerimizi kıyaslamaya kalkışıyoruz.
Avrupada, batıda medeniyet bizden daha iyi tezini savunuyoruz.
Batıdaki insan haklarının bizden daha iyi olduğundan dem vuruyoruz.
Memnuniyetsizliğimiz had safhada.
 
İlk lider olarak görmemiz gereken Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü eleştirenlerimiz hala azımsanmayacak kadar çok.
Keza ondan sonra siyasetçi olarak gelen ülkemizi yöneten hiçbir siyasi lideri beğenmemişiz.
Hep bir memnuniyetsizlik.
 
Küçümsediğim için ifade etmiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın;Simitçimizden tutunda boyacı, sanatçı, sporcu, bakkalı ve kasabına kadar herkes siyasetin içinde ve kendini siyasi deha gibi görmekte.
 
Konuştukları zaman mangalda kül bırakmayacak kadar siyaseti ezber etmiş bir toplum ve dünyada var olan üç beş siyasi yöntemi silip yüzbinlerce yönetim şeklini ortaya koymaları
şaşkınlık verici olsada bu tutum neredeyse son yüz yıldır devam etmekte.
 
Yakın tarihe baktığımızda Menderes, Demirel,Ecevit, Özal,Yılmaz, Çiller,Erbakan, çeşitli koalisyon hükümetleri dahil son Erdoğan hükümeti içinde olmak şartıyla hep memnuniyetsizlik ve karalama ile geçiyor.
 
Ülkemizi yöneten ateşten gömlek giymiş değerlerimize hep bir saldırı, hep bir karalama içerisindeyiz.
 
Dünya Türklerinin hayranlıkla baktığı Türkçülüğün esaslarını yazan Alparslan Türkeş için onun aslında bir Rum olduğunu ifade edenler olmadımı?
 
Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal için o Ateistti Allah'a inancı yoktu diyenler hala günümüzde yokmu?
 
Bülent Ecevit için ABD denen ülkede okudu o bir ABD projesiydi diyenler azmı?
Demirel,Çiller, Yılmaz,vs ülke yöneticilerinin hangisinden memnun olduk.
 
İhtilal yapan ordunun yönetim şeklini asla beğenmediğimizi ifade ettiğimiz darbeciler için hep alkış tutup sonra hep birden karalamadıkmı?
 
60 İhtilalini yapanlara alkış tutulup Menderes, Polatkan, zorlunun idamlarına sessiz kalmadıkmı? 80 İhtilalini gerçekleştiren Evren ve arkadaşlarının getirdikleri Anayasayı rekor bir EVET ile kabul eden biz değilmiyiz?
 
Türk milleti derhal siyaseti siyasetçilere bırakmalı sadece gözlemlemelidir.
 
İzlemeli ve seçimlerde hür iradesiyle kendisini seçeceği siyasi oluşuma oy vermelidir.
 
Siyaseti yüksek perdeden dillendirerek konuşmak sadece konuşmak için yapmamalıdır.
 
Siyaset yapmak isteyenlerin siyasetin yapılacağı bir eğitim alması ve siyaseti sergileyeceği siyasi partilerin mahalle, semt, ilçe, il olmak üzere temelden yapma yolunu seçmelidir.
 
Kahve, çayhane , ve aile içerisinde Allame-i Cihan siyasetinden vazgeçmelidir.
 
Seçilmişlere saygı, atanmışlara sevgi göstermelidir. Siyasi hesaplaşmasını sadece sandıkta gösterme erdemliliğine ve olgunluğuna kavuşmalıdır.
 
Hatırlayalım son ikdidar olan ve Cumhurbaşkanlığı yönetim şeklini yargılayan, sorgulayan, irdeliyen kimler yok.
 
Sivil toplum örgütleri, Gençlik platformları, Barolar, Ünüversiteler, Emekli Askerler ve yukarıda ifade ettiğim gibi simitçi, gazozcu herkes bir siyasi yorum yaparak eleştirmiyormu?
Eleştirmenin yıkıcı şekli ile birlikte takdirin yapıcı bir şekilde yapılmasındanda aynı şekilde uzak durmalıyız.
 
Seçilmiş hükümeti protestolar, kalkışmalar, darbeler, gezi protestoları gibi hareketlerle kendi devletimize, kendi milletimize, kendi öz vatanımızın öz çocuklarına zarar vererek yapmamız bize hiçbirşey asla kazandırmayacaktır.
 
Tıpkı 12 eylüle gelinen süreçte kardeşin kardeşi vurduğu dönemlerde olduğu gibi.
Seçimimizi beğenmediğimiz iktidarı, iktidarları kovma yönetimden el çektirme biçimini demokrat bir şekilde sağduyu ile hareket ederek sandıkta göstermeliyiz.
İstanbul Büyükşehir belediyesi, Ankara Büyükşehir belediyesinde olduğu gibi.
 
Hatırlamamız mümkün değil çünkü yakın tarih dahi denmeyecek kadar yakın olan son yerel yönetimler seçiminde iktidar partisine sadece bazı yanlışlarını kabul etmiyoruz diyen toplum olarak nasıl tek yürek olunarak ilk seçimde değişikliğe gidildiyse aynı şekilde hareket etmelidir.
Sonuçta doğru tektir.
 
Bunu anlamayan iktidar nasılki seçim sonuçlarını kabul etmeyip yeni bir seçim için gücünü kullanarak yenilenmesini istediği seçimlerde bu kez çok ezici bir üstünlükle seçim sonucunu muhalefet lehine çevirip iktidara yanlış yaptığında iktidarında gideceği mesajını verdiyse toplum olarak, millet olarak siyasete ancak bu şekilde müdahale etmenin yolunu seçmeliyiz.
 
Siyaset ülkemizin ve siyasetçiler bu toplumun içinden çıkan bu vatanın öz evlatlarıdır.
Siyasetin içerisine millet olarak bukadar çok girersek provake edenler çok olacaktır.
 
Falan lider ABD casusu.
Filan Lider aslen Rum.
Filanca aslında Gürcü, Araştırın bakın şu lider Kürt kökenli Bu Lider Ermeni Kökenli vs. Sonu gelmeyen iftira, karalama, tuzaklarla dolu söylemlerle mücadele etmek yerine bir bakmışsınız-ki bir tarafın söylemi sizin dilinizde.
 
Hani hep kullanırız. "Biri bir yalan söyler sonra döner kendiside o yalana inanır" misali.
Memnuniyetsizliklerden kurtulma yöntemimiz Ajan, provaketör, Bozguncuların söylemleri ile hareket etmekten geçmez...
 
Memnun olmanın tek bir yolu vardır oda kendi seçtiğimiz iktidarlara destek olmak, yön vermek, proje üretip sunmak, muhalefet olarak sahada eksik olanları bulup iktidara yani seçtiklerimize sunmaktan geçer.
 
Muhalefetin görevi "Herşeyi çok iyi yapsa dahi biz iyi yaptı demeyiz" demek değildir.
İktidarda olmayan siyasi otoriteye muhalefet denmesinin adı bu olmamalıdır.
 
Muhalefet gerçekten yanlış yapılanı kendisinin isteğine göre değil toplumun isteğine göre bellirlemeli ve iktidara o şekilde sunmalı iktidarın direttiği bu müdahaleye ise halka anlatarak seçimlerde yön vermelidir.
 
Ekranlarda kendilerini siyasi otorite, uzman, dahi görenlerin gazeteci, yorumcu sıfatı taşıyanların sürekli iktidarları eleştirmeleri, anlamadıkları, bilmedikleri konularda
dahi mutlaka yapılan şeyin yanlış olduğu yönündeki tutum ve davranışları toplumumuzun yönlendirilmeye çok açık olduğu düşüncesini asla unutmadan hareket etmeli, bu davranışlardan kaçınması gerekmektedir.
 
Mevcut iktidar olarak tanımladığımız Cumhurbaşkanlığı sisteminin başkanlığını yapan Erdoğan daha henüz İBB başkanlığına aday olduğu dönem söylemlerle yapılan karalama ve iftiralara bir bakılırsa konu net anlaşılır.
 
Hatırlayalım sadece adı yerel yönetim olan İBB başkanlık adaylığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan şayet İBB başkanı olursa neler olacaktı.
 
İBB sınırları içerisinde içki satışı yasaklanacaktı.
İBB araçlarında Bayanlar arka kapıdan erkekler ön kapıdan binecekti.
İBB araçlarının muavinleri önde erkek arkada bayan olacaktı.(o dönemde İBB araçlarında biletçi ve muavinler vardı)
İstiklal caddesinde (Beyoğlu) barlar ve pavyonlar kapatılacaktı.
İstiklal caddesinde (Beyoğlu) mini etekli gezen kadınların bacaklarına virüs enjekte edilecekti.
(o dönem dünyayı saran "Aidis" virüsü vardı)
Bunlar ekranlarda konuşuluyor hatta birçok gazete manşetlerinde bu başlıklar atılıyordu.
Tıpkı yakın dönemde "326 el kaosa kalktı gibi " Meclisimizin 500 milletvekili olduğu dönemde.
 
Gelinen noktada Beyoğlu o döneme göre daha yaşanabilir bir hal aldı. İstiklal caddesi trafiğe kapatılıp tarihi beyoğlu havasına döndürülerek bir tramvay devreye sokuldu.
Beyoğlu arka sokakları esrar, fuhuş, kadın ticareti, kapkaç, vs kabusundan kurtuldu gençlerimizin gidebileceği binlerce minik kafenin oluştuğu bir yere dönüştü.
 
Turistlerin akın ettiği yerli turistin mutlaka gittiği hayranlık uyandıran bir çehreye kavuştu.
Mevcut AKM binasının yıkım kararı ile neredeyse bütün ülke olarak ayağa kalkıldığı ve itirazda bulunduğu AKM binası Türkiye'nin değil Avrupanın hayran olduğu
bir eşi benzeri olmayan kültür merkezine dönüştü.
 
Taksimde neredeyse yüz kişinin namaz kılmasının mümkün olmadığı cuma günleri Fransa konsolosluğunun bitişiğinde olan bu minik tarihi caminin cemaati konsolosluğun sokağının arka kapısında sokakta kılınan namaz Fransızlarca işte İslam dini denerek Avrupa'ya servis edilirken iktidarın yıkıp cami yapımını yenilemeliyiz projesine Ülkemizde sanki hiç müslüman yokmuş gibi topyekün bir sesle ayağa kalkıldığı havası verilerek "Şeriatı getiriyorlar, İrtica hortladı" yaygarası koparılmıştı.
 
Gelinen noktada Taksim meydanına İslam'a, Müslümanlara, Ülkemize, Meydana yakışan bir cami olması nasıl takdir edilmez.
 
Türk sinema sanatçılarının hergün yaşama veda eden emektarlarının hayatları TV kanallarında açlıktan ölüyorlar, sokakta yaşıyorlar, kapılarını açan yok,
Devlet sahip çıkmıyor yaygarasını yapanlar AKM yapılıp sanatçıların hertür sanatçının kullanımına açık olmasını neden gündeme getirmiyorlar.
Birbir unutulan Tüek sineması sanatçıları için Tarihi Atlas sinemasının bulunduğu Atlas pasajını Türk sinema sanatçılarının
gururu haline getirilen müze için neden bir kelime ifade etmezler?
 
Vandallıkla ülkenin birçok şehrini tarımar eden gezi gösterilerinin devam ettiği süreçte bahanesi ağaç kesimi olan olaylar sonucu taksim parkının şekillendiği yeni hali neden anlatılmaz.
Çünkü biz millet olarak memnuniyetsizliğimizi sürekli bize enjekte edilen,edilmeye çalışanlardan aldığımız negatif enerji ile hareket ederek sürdürmekteyiz.
Ruh halimize yansımasına çanak tutmayı alışkanlık haline getirdiğimizden sürekli memnuniyetsizliğimizi mahallemizde komuşumuz ile, sokakta vatandaş ile, ilçede yerel yöneticilerimizle,
ülkede seçilmiş ve atanmışlarımıza gerekçe gösteriyoruz.
 
Bu ruh halimizi bilen birçok ülke sadece bazı dernek, vakıf, gazete ve TV yöneticileri, Ülkenin sahibi sizsiniz diye inandırılan bazı devlet kademesinde görev almış insanları iknaları, telkinleri ile sürekli karıştırmakta ve bu alışkanlıklarını sürdürmektedirler.
Gerekçe çok açık.
Biz millet olarak kendimizden memnusuzluğumuzu alışkanlık haline getirdik.
Kendimizden dahi bemnun olmayan bir hale geldik.
Kendisinden dahi memnun olmayan bir milletin kendi seçtiğ yöneticilerinden memnun olması beklenemez.
 
Hoşça kalınız...


 

Bu yazı 117 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum