İSTANBUL VALİSİ OLDUM!..
İbrahim Erdem KARABULUT

İbrahim Erdem KARABULUT

İSTANBUL VALİSİ OLDUM!..

20 Eylül 2017 - 21:55

APS Kurye ve site güvenliği birlikte kapıyı çaldı. Kuryenin uzattığı zarf Cumhurbaşkanlığından geliyordu. Alıp Acele ile açtım.

Cumhurbaşkanı Sn Recep Tayyip ERDOĞAN İstanbul il valisi olarak İbrahim Erdem Karabulut ‘u atamış bulunmaktadır. Üç gün içerisinde görevinizi teslim alınız.

Sayı/1453… Cumhurbaşkanlığı/Özel kalem.

Şaşkınlığımı attıktan sonra Cumhurbaşkanımızı arayarak kendisine şükranlarımı sunduktan sonra, neden sorusunu yönelttim. Aldığım cevap sadece size güveniyorum oldu… Ne diyeceğimi bilemiyordum. Görev zor ve bu güvene layık olmalıydım.

Hemen işe koyuldum…

İlk talimatım vali yardımcılarına bütün kamu kurum ve kuruluşların personel sayısını çıkartmaları oldu.

Sadece devlet memurunun sayısının yaklaşık 400bin kişi olduğunu gördüğümde şaşırıp kaldım.

Çünkü yaklaşık 40 bin memur işte gözüküyor olup ama iş başı yapmıyordu. Nedeni ise sadece bürokratik karmaşaydı.

Nasıl mı? Bir öğretmen, bir bankacı, bir Asker, bir hemşire, bir doktor, hatta hatta bir polis dahi pasaportunu çıkarmak için mutlaka o gün işini bırakarak ya amirinden ya müdüründen izin alarak görevini terk edip pasaportu veren birime giderek pasaportunu çıkartabilecekti. Bu durum bütün Devlet daireleri ile aynıydı. Bir memur başka bir kurumdaki işini yapabilmek için hangi kurumda çalışıyor olursa olsun o gün işini terk edip rica minnet amirinden izin almazsa işini yapamaz. Çünkü! Mesai saatleri hep aynı saatte idi. Buna Savcı, Hâkim, Doktor, Noter, Vergi daireleri, Fabrikalar, imalathaneler, Bakkal, Kasap, Manav her kesim dâhil mesai saatleri içinde kendi mesaisini aksatmadan bir işlem yapamıyordu. İlk iş olarak bütün kamu kurum ve kuruluşların mesai saatleri dışında da bu görevin aksamadan yapılabilmesi için talimat verdim.

İstanbul bir anda nefes almıştı. Yaklaşık 40 bin sadece devlet memuru işini aksatmamış olması dahi kamuya ciddi bir verim getirmişti. Bu durum İstanbul trafiğine dahi yansımıştı. Trafik denince akla gelen İstanbul için buna-da bir çözüm üretmek gerekiyordu.

Bu İstanbul denen dünyanın göz bebeği şehrin trafik çilesi nasıl bitecekti? Sadece iki saatlik bir çalışmayla hem devleti daha kazançlı hale getirecek, trafiği ise en az bir 50 yıl rahatlatacak bir formül buldum. Hem de uçuk kaçık, rakamlarla yeni yollar, köprüler, tüneller, yapmadan. Milletin can ve mal güvenliğini sağlayan polis, Asker diğer kamu kurumları ile aynı saatte mesaiye başlıyor olması garipti… ilk olarak onların mesai saatlerini bir saat ileri aldığım, vatandaşa hizmet eden bütün belediyelerin mesai saatini iki saat ileri aldım, üretim yapan bütün fabrikaların mesai saatlerini üçe böldürdüm ve fabrikaların aralıksız çalışmasını istedim. Bir anda diğer kamu kurumlarındaki mesai saatlerinde sokaklara dökülen servis araçları hem görüntü, hem gürültü, hem trafik kirliliğinin yok olmasına vesile oldu.

İnsan sağlığı ile ilgilenen devlet hastaneleri ise 24 saat aralıksız çalışacak duruma getirdim. Memur akşam eve geliyor gündüzden çocuğu düşmüş veya yaralanmış, ya-da kulağı ağrıyor. Devlet hastanesinde çocuk doktoru yok yarın mesai saatinde getir bu saçmalıkların son bulması için gerekenin yapılması şarttı. Nöbetçi Doktor, Nöbetçi Noter, Nöbetçi Banka, nöbetçi, pasaportçu, nöbetçi emniyet, yani kısacası memurun ve sivilin işini mesai saatleri dışında yapabilecek duruma getirdim, gördüm ki İstanbul yaşanabilir bir kent halini aldı. İlkokul ile orta ve lise eğitiminde altı yaşındaki öğrencinin 12 ve 16 yaş öğrenci ile saat altıda kalkmasının doğru olmadığını görüp onların saat aralığını birer saat araya aldığımda ise trafik başta olmak üzere sağlıklı beslenme dâhil sağlıklı eğitimin önünü-de açmış oldum.

Benzeri yüzlerce projeyi hayata geçirmiştim ve İstanbul ad olarak dünyanın göz bebeği olmaktan çıkmış yaşanacak en güzel bir şehir olarak Berlin’in, Paris’in,  Londra’nın önüne geçmiş marka şehir olmuştu.

Cumhurbaşkanı Sn: Recep Tayyip ERDOĞAN özel kalemine bir talimat daha yazdırmış, beni Ankara-ya istiyordu.

Hazırlandım makam arabama binerek yola çıktım, Ankara il sınırına geldiğimde ise Ankara trafiğinde o kargaşayı görünce acaba Ankara içinde aynı projeyi uygulatacak diye düşünüyordum-ki bir öpücük ile uyandım… Oğlum Asil Birkan “ baba kalk! Beni okula götür “diyordu, daha şafak atmamış her yer karanlık, ''oğlum annen götürsün ben rüyaya dalacağım'' diyordum.

Hoşça kalınız...

 

Bu yazı 1998 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum