Hak ve Kardeşlik Hareketi Genel Başkanı Prof. Dr. Naki Erdemir, Birleşmiş Milletler'in kuruluş amacının İsrail'i korumak ve "Büyük İsrail"i kurmak olduğunu, bu nedenle Müslüman ülkelerin menfaatine çalışmadığını belirtti. Erdemir, Kur'an ve Sünnet ışığında 46 bağımsız ve diğer Müslüman toplulukların kendi Birleşmiş Milletler Teşkilatını kurması gerektiğini ve "İslam Barış Gücü" oluşturulmasının Kur'an'ın amir hükmü olduğunu vurguladı.
BM'NİN KURULUŞ AMACI VE SİYONİST PLANLAR
Prof. Dr. Naki Erdemir yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı, "Malum olduğu üzere merkezi New York’ta olan hâlihazır Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BM) Siyonist planlar çerçevesinde kurulmuş bir teşkilattır. Gayesi yeryüzünde hakkı, adaleti tesis etmek olmayıp İsrail’in kurulması, korunması ve daha sonrada “Büyük İsrail”in kurulmasıdır. Bunun için bu teşkilatın ilk kararı İsrail’in kurulması kararı olmuştur. Bunun için bu teşkilatta haksız olarak 5 tane ülkenin veto hakkı vardır. Bu teşkilatın 160 üyesi içerisinde 46 üyesi Müslüman ülke olduğu halde hiçbir Müslüman ülkenin veto hakkı yoktur. Diğer yandan bu teşkilatın 67 yıllık icraatında sadece emperyalizm ve siyonizmin çıkarları korunmuş ve daima Müslüman ülkelerin ve toplulukların aleyhine karar alınmıştır."
YERYÜZÜNDE HAKKIN HAKİM OLMASI İÇİN YENİ BİR TEŞKİLAT GEREKLİLİĞİ
Bugün yeryüzünde yaklaşık 46 bağımsız Müslüman ülke, bir o kadarda başka yönetimler altında yaşayan Müslüman topluluklar mevcuttur. Bu 80 civarı ülke ve topluluklar kendi birleşmiş milletler teşkilatını kurdukları zaman, bu teşkilat yer yüzünde “Kuvvetin” değil, “Hakkın” hakim olmasını gaye edinecektir. Bu gaye etrafında, takriben 1,5 milyarlık Müslüman ülkeler ve topluluklar camiası aralarında yardımlaşacaklar, dünya siyasetine tek bir vücut olarak ağırlıklarını kocayacakladır. Bunun yanında bu teşkilat dünyada ezilen diğer mazlum halkların da belki hakkını savunabilecektir. Kur’an ve Sünnet irdelendiğinde böyle bir teşkilattan (BM) Müslüman ülkelerin lehine yardım beklemek, hak savunmasını beklemek sadece avuntudur, safdilliktir. Sadece terör ve anarşi çıkarırlar. Çünkü Allah-u Teâlâ “İnkâr edenler doğal olarak birbirlerinin yardımcıları, koruyucuları, müttefikleri ve dostlarıdır. Eğer sizde kendi aranızda böyle organize olmuş güçlü ve etkin bir toplum oluşturmak için üzerinize düşeni yapmayacak olursanız, yeryüzünde baskı ve zulüme dayalı rejimler boy gösterecek, kan ve gözyaşı asla dinmeyecek, bütün dünyayı korkunç bir fitne ve imansızlık akımı dalga dalga saracak ve böylece büyük kargaşa, anarşi, yozlaşma ve fesat baş gösterecektir” (Enfal, 73’ ün tefsiridir) buyurmaktadır."
BM BARIŞ GÜCÜ VE İKİ YÜZLÜ MÜDAHALELER
BM Barış Gücü'nün iki yüzlü tavrını eleştiren Naki Erdemir bu yapıdan Müslümanlar lehine bir şey beklemenin saflık olacağını belirterek açıklamasına şu sözlerle devam etti, "BM Barış Gücü, BM'in kusurları ve taksirlerini taşıyor; tartışılmaz ahlak kurallarını ve hukuku çiğneyen, zayıflara zulmeden, kendi haksız çıkarı için başkalarına zarar veren ülkelere ve topluluklara müdahale ederek dur demek yerine, dünyayı yöneten ve sömüren ülkelerin iradelerine tabi oluyor. Akan kana, çiğnenen haklara aldırmadan bekliyor, ne zaman patronların gönlü olur, durum onların irade ve çıkarlarını gerçekleştirmeye müsait hale gelirse o zaman müdahale ediyor. Müdahaleyi de pazarlıkla yapıyor, talepleri karşılanmadıkça zulme seyirci kalıyorlar. Bunun pek çok örneğini yakın tarihimizde gördük, görmeye de devam ediyoruz. Son örnek Suriye ve Gazze; sözde büyük devletler kuzuyu paylaşamadıkları, her biri kendine mahsus çıkarı tam olarak garanti edemediği için kan akıyor, ülkeler harabeye dönüyor. Gerçekten BM’den Müslümanlar lehine bir şey beklemek saflık ve safiyanilikten başka bir şey değildir."
İSLAM ÜLKELERİ İTTİFAKI VE HAKEM HEYETLERİ
Hak ve Kardeşlik Hareketi Genel Başkanı Naki Erdemir şunları söyledi, "İslam ülkelerine önemli mesajlar vererek uyarıda bulunan Bu durumda ne yapılması gerektiği üzerinde durulmalıdır. İslam ülkeleri bir araya gelip aralarında bir antlaşma imzalamaları gerekir. Gerek bir ülke içinde ve gerekse ülkeler arasında bir anlaşmazlık, bir çatışma çıktığında önce hakem heyetleriyle çözüm aramalıdırlar. Haksız taraf çözüme yanaşmadığında, teşkil edecekleri bir ortak güç ile duruma müdahale etmelidirler. Yaşanan birçok facia, zulüm, tahribat önlenir, hak ve adalet yerini bulur."
KUR'AN'IN AMİR HÜKMÜ: İSLAM BARIŞ GÜCÜNÜN OLUŞTURULMASI
Mutlak suretle İslam barış gücünün oluşturulması gerektiğini belirten Erdemir açıklamasında şunların altını çizdi: "Bu İslam barış gücünün nasıl olması gerektiğine hangi şartlarda müdahale ve uzlaştırma yapılması gerektiğinin alt yapısı mevcuttur: “Müminlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (tutumundan) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.” (49/Hucurat, 9). Atılması gereken adım **"İslam barış gücü"**nün oluşturulmasıdır. Bu, Kur'an'ın amir bir hükmüdür. Müslümanların ilahi murada aykırı olarak bu türden çatışmalara meydan vermemek üzere kendi aralarında örgütlenmeleri dinin amir hükmüdür. Araya girecek üçüncü gücün atacağı ilk adım saldırgana hatasını göstermek olmalıdır. Kişi hatasını anladığında hatadan döner, Müslüman'a bu yaraşır. Ancak çatışan taraflardan biri hata ettiğini anladığı halde tutumunda diretirse haddi aşmış olur, işte o zaman fiili müdahaleye maruz kalır. Bu durumda savaş, saldırganın haksız fiilini bertaraf etmek için yapılır. Barışa gelinceye kadar saldırgana karşı savaşılır. Saldırgana karşı da adaletli (kıst ile) davranılmalı, ona takdir edilecek ceza, suçunu aşmamalıdır. Adalet tesis edilmeyecek olursa, çatışma tekrar alevlenir."
ORTAK GÜCÜN VAZİFELERİ VE SAİD NURSİ'NİN TAHAYYÜLÜ
Böyle bir güç anlaşmazlıkları görüşür, haklıyı haksızdan ayırır, anlaşmazlıkları karara bağlar, kararları bağlayıcı olur ve gerektiğinde karara uymayan tarafı yola getirmek üzere güç kullanır. Belirtmek gerekir ki bu sadece Müslüman topluluklar arası çatışmaları önlemek üzere değil, rejimlerle halklar arasında çıkan derin ihtilaf ve toplumsal ayaklanmaların dış müdahalelere sebebiyet vermemesi için de gereklidir. Batı, Irak ve Libya'da görüldüğü üzere sözüm ona baskı rejimlerine son verme bahanesiyle Müslüman ülkeleri işgal ediyorlar, kaynaklarına el koyuyorlar, altyapı tesislerini ve hayat alanlarını tahrip edip kendilerine bağımlı hale getiriyorlar. Said Nursi Hazretleri: “Milyonlar efradı bulunan ordular olacak” diyor; milyonlar efradı, yani bir milyon, iki milyon, üç milyon değil, belki on milyon kişilik bir ordusu olacaktır. Yani NATO gibi; ama dünyanın en büyük ordusu olacak” diyor. Said Nursi hiçbir güç bu güce karşı koyamayacak diyor. Tahayyül dahi edemeyecekler; ama bu güç, askeri güç sadece caydırıcı olarak kullanılacak. İnsanları gidip bombalamak, ezmek için kullanılmayacak.
MÜŞTEREK BARIŞ GÜCÜNÜN KURULMASI İÇİN ŞARTLAR
İslam birliğine üye olan, gözlemci sıfatıyla katılan ülkelerin hak ve hukukunu korumak ve kollamak, iç barışı sağlamak, yerli ordunun üzerinde bir yetki ve etkiye sahip, her ülke nüfusu ve maddi gücü oranında asker bulundurmak şartıyla “Müşterek Barış Gücü” kurulması gerekir. Müşterek Barış Gücü ortak bir eğitim ve tatbikattan geçmesi gerekir. Bu gücün içerisinde olan her askerin amaç ve gayesi ortak olmalıdır. Kuran ve sünnet orjinli İslami eğitim verilmeli, hak ve hukuka, insan haklarına azami ölçüde önem vermesi gerekir. Üye ülkelere herhangi bir saldırı olduğunda hepsine yapılmış kabul edilmelidir."
Kaynak: Haber Merkezi







