28 Şubat ABD'nin İran için başlattığı operasyonda ABD kendi sonunu hazırladı demiştim.
ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırı, sıradan bir askeri operasyon değildir; bu adım, açık biçimde kendi sonunu hazırlayan bir gücün kontrolsüz hamlesidir. Bu müdahale, ABD’nin yıllardır sürdürdüğü sınırsız güç kullanımının artık geri döndürülemez bir kırılma noktasına ulaştığını göstermektedir. Bu noktadan sonra yaşanacak süreç, yalnızca bölgesel değil, doğrudan küresel sonuçlar doğuracaktır.
ABD’nin son yüz yıldaki dış politikası, “düzen kurma” söylemiyle sunulmuş; ancak fiiliyatta düzen değil, sistematik bir kaos üretmiştir. Mısır, Libya, Afganistan, Irak ve Suriye örnekleri ortadadır: Bu ülkelerde istikrar sağlanmamış, aksine devlet yapıları çökmüş, toplumlar parçalanmış ve çatışmalar kalıcı hale gelmiştir.
Bu durum bir başarısızlık değil, bilinçli bir tercihtir. ABD, müdahale ettiği coğrafyalarda çatışmayı bitiren değil, sürdüren bir mekanizma kurmuştur. Silah akışının devam etmesi, askeri üslerin kalıcılığı ve ekonomik çıkarların güvence altına alınması, bu sistemin tesadüf değil, planlı bir strateji olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
ABD, küresel gücünü uzun yıllar boyunca sorgulanamaz görmüş ve bu durum onu açık bir güç sarhoşluğuna sürüklemiştir. Müttefiklerini dahi dikkate almayan, uluslararası hukuku kendi çıkarlarına göre eğip büken bu yaklaşım, artık sürdürülebilir değildir.
Dünya devletleri uzun süre bu duruma sessiz kalmış olabilir; ancak bu sessizlik bir kabulleniş değil, birikmiş bir rahatsızlıktır. Bugün gelinen noktada bu rahatsızlık açığa çıkmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizleri ve bölgesel güçlerin bağımsız hamleleri açıkça göstermektedir ki ABD’nin tek başına yön verdiği dünya düzeni sona ermiştir. Bu bir ihtimal değil, gerçekleşmekte olan bir süreçtir.
ABD’nin İsrail’e sağladığı ‘Sınırsız Destek’, uluslararası sistemdeki çifte standardın en somut örneğidir. İsrail’in bölgedeki askeri operasyonları ve saldırgan politikaları karşısında etkili hiçbir yaptırım uygulanmaması, uluslararası hukukun yalnızca zayıflar için işletildiğini açıkça göstermektedir.
Bu durum artık gizlenebilir değildir. Dünya kamuoyu bu çelişkinin farkındadır ve bu farkındalık giderek büyümektedir. ABD’nin bu politikayı sürdürmesi, yalnızca bölgesel gerilimleri artırmakla kalmayacak; aynı zamanda kendi meşruiyetini tamamen ortadan kaldıracaktır. Bu süreç başlamıştır ve geri dönüşü yoktur.
ABD’nin en büyük hatası, İran’ı geçmişte müdahale ettiği ülkelerle aynı kategoride görmesidir. İran; köklü devlet geleneği, güçlü toplumsal yapısı ve tarihsel direnciyle bambaşka bir örnektir. Bu ülke, kısa sürede çökecek bir yapı değildir ve böyle görülmesi ciddi bir stratejik körlüktür.
İran’a yönelik başlatılan bu süreç, ABD’nin alışık olduğu senaryolarla sonuçlanmayacaktır. Bu müdahale, kontrol edilebilir bir operasyon değil; doğrudan büyük bir kırılmanın tetikleyicisidir. Bu gerçek göz ardı edilmektedir, ancak sonuçları kaçınılmazdır.
Açık ve net biçimde ifade etmek gerekir ki: ABD, İran’a yönelik bu hamlesiyle kendi sonunu hazırlamıştır. Bu bir öngörü değil, mevcut gelişmelerin kaçınılmaz sonucudur. Mevcut politikaların devam etmesi halinde yalnızca bölgesel dengeler değil, ABD’nin küresel gücü de çökecektir.
Aynı şekilde, ABD’nin koşulsuz desteklediği yapılar da bu sürecin dışında kalamayacaktır. Mevcut düzen sürdürülemez hale gelmiştir ve bu düzenle birlikte onu ayakta tutan güçler de dağılacaktır.
Bu noktadan sonra yaşanacaklar bir ihtimal değil, bir sonuçtur:
ABD’nin kurduğu sistem çözülmektedir ve bu çözülme durdurulamayacaktır.
İbrahim Erdem Karabulut







