Bir zamanlar “Asil Türk Milleti” diye anılırdık. Söyleyin Ne Oldu Ne Oldu Bize...
Milletimiz Tüm Etnik Kökenleri İle Kürt, Türk, Alevi, Laz, Çerkez, Boşnak, Ermeni, Hıristiyan demeden şanlı Türk bayrağı altında birlik olup artık titreyip kendisine gelmeli bu kokuşmuş düzenin yok olması için önce kendisinden başlayarak düzeltme yoluna gitmelidir.
Bir zamanlar “Asil Türk Milleti” diye anılırdık.
Cumhuriyetimizin kurucusu Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk, damarlarımızdaki asil kandan bahsederken, muhtaç olduğumuz kudretin orada gizli olduğunu söylemişti. O kudret hâlâ damarlarımızda akıyor.
Ama biz o kudreti unuttuk.
Sustuk. Seyrettik.
Şimdi soruyorum: Ne oldu bize?
Bugün sokaklarımızda, mahkemelerimizde, okullarımızda, ekranlarımızda gördüğümüz manzara; bir çürümenin, bir yozlaşmanın, bir utanç tablosunun resmidir.
Kundaktaki bebeklere kurşun sıkan terör örgütüyle kardeşlik mesajları verilirken, barış ve huzur masalları anlatılıyor. Terörü besleyen, maaşa bağlayan, eğiten, donatan kimlerdi? Unutalım mı?
Hayır! Bu milletin hafızasıyla alay edenlere karşı haykırıyoruz: Terörle kardeşlik olmaz, terörle barış olmaz!
Adaletin terazisi paramparça. Mafya dosyaları, uyuşturucu baronları, FETÖ davaları parayla akamete uğruyor. Diplomayı parayla alan liyakatsizler devlet kademelerinde yükseliyor. Futbol sahasında şike, borsada manipülasyon, mahkemelerde rüşvet…
Bu mudur adalet?
Bu mudur hukuk?
Köylünün bir liraya verdiği ürün şehirde elli liraya satılıyor. Emekli, bir akşam yemeği parasına ay sonunu getirmeye çalışırken, kaymak tabakası bir gecede on binlerce lira harcıyor. Polis memuru geçinemediği için kendi canına kıyıyor, gaziler park köşelerinde sürünüyor. Büyük şirketlerin milyar dolarlık borçları affedilirken, vatandaşın 50 kuruşluk borcu için iletişimi kesiliyor.
Bu mudur sosyal devlet?
Bu mudur vicdan?
Gençlik değerlerini kaybetmiş, aile bağları çözülmüş. “Kadının beyanı esastır” diyerek babasına iftira atacak kadar yozlaşmış bir nesil yetişiyor. Ailede uzaklaştırma kararlarıyla evine dönemeyen babalar, şiddetle boğuşan okullar, uyuşturucu torbacılarının kol gezdiği sokaklar…
Bu mudur gelecek?
Üç harfli marketlerin fiyat oyunları, belediye başkanlarının rozet değiştirme yarışları, borsada deveyi amuduyla götürenlerin cezasızlığı… Hepsi birer çark, hepsi birer düzen. Halkın alın teriyle oynayan bu düzen, milletin vicdanını kanatıyor.
Gazeteler, televizyonlar, ekranlar… Halkın sesi olması gereken medya, çoğu zaman iktidarın borazanı hâline geldi. Vatandaşın problemini hükümete duyurmasının asli görevi olan gazeteciler ikiye bölündü kimi iktidarı savunurken kimi muhalefetin sözcülüğünü üstlendi. Tarafsız olan gazeteciler ise sahipsiz konumunda kaldıkları için zamanla cezaevlerine dolduruldu. Gerçekleri haykırması gereken kalemler, sustu, susturuldu. Halkın gözünü açması gereken ekranlar, uyuşturucu bir masal anlattı. Sabah ve akşam programlarında iğrenç olaylar bu toplumun gerçeği gibi anlatılırken RTÜK sadece izlemeyle kaldı.Bir zamanlar Dallas denen ABD menşeyli dizinin Türk aile yapısını bozuyor eleştirisi alırken çektiğimiz Türk dizileri ahlaksızlığın dibini yaşatırken dallas dizilerini aratır oldu.
Sahi Ne Oldu Bize ne oldu böyle.
Eğitim sistemimiz çökmüş okuduğunu anlamayan bir nesil dünya sıralamasında sonuncuları oynadığımız bu dönemde okullarımızda bilim yerine ezber, liyakat yerine torpil hâkim oldu.
Üniversitelerimizde özgür düşünce yerine akademisyenlerden bir çoğu “ gençler bu ülkede liyakate yer yok lütfen kapağı yurt dışına atın” söylemleri ile gençlerimizin beyin göçüne zorlanması sağlandı.
Gençlerimiz ve aileler hep bir korku içerisinde ,Akran zorbalığı, yeni nesil çocuk suçlular derken gençlerimizin araştırma yerine kopya çekme eğilimi var. Parayla alınan diplomalarla devlet kademelerine girenler, bu milletin geleceğini karartıyor.
Hastanelerde sıra bekleyen hastalar, ilaç bulamayan yaşlılar, özel hastanelerde parası olmayanın kapıdan çevrilmesi yetmiyormuş gibi yenidoğan bölümlerinde bebeklerin kanından para kazanmaya kalkanların varlığının olması, yanlış ameliyatların yapılması, hastayı kar amaçlı müşteri gibi görmek Sağlık sisteminin ticaretin oyuncağı hâline gelmesini sağladı.
İnsan hayatı, kâr hırsına kurban edildi.
Evet, iktidardakilerin belirttiği gibi mutlaka belki dış güçlerin oyunları vardır.
Ama asıl mesele içerideki işbirlikçilerdir. Dışarıdan gelen saldırıya karşı durmak kolaydır; içerideki ihaneti temizlemek zordur. Bu milletin en büyük düşmanı, kendi içinden çıkan hainlerdir.
Bu milletin damarlarındaki asil kan hâlâ orada.
Ama biz o kudreti unuttuk, sustuk, seyrettik. “Ne oldu söyleyin, ne oldu bize?” sorusunun cevabı, işte bu suskunlukta gizli. Eğer yeniden ayağa kalkmak istiyorsak, önce bu suskunluğu kırmalı, sonra da çürümüş düzeni kökünden söküp atmalıyız.
Bu yazım bir köşe yazısı değil, bir manifestodur.
Bir uyarı, bir haykırış, bir vicdan çağrısıdır.
Çünkü bu milletin yeniden dirilişi, ancak kendi özüne dönmesiyle mümkündür.
Lütfen Artık her bir birey olarak Aslımıza Rücu edelim.
Varolsun bu ülkeyi karşılıksız sevenler. Varolsun görevini layıkı ile yapanlar.
Hoşça kalınız…








